Nişantaşındaki Kruton Bistro’nun yanındaki kardeşi minicik Kruvasan, kahvaltısı, tatlıları ve enfes kahveleri ile dikkat çekse de bence en can alıcı noktası Kruvasan’ında! Adını aldığı ürünün tam anlamıyla hakkını veren bu mekan şuana dek İstanbul’da yediğim en iyi kruvasanı yapmayı başarmış. Doğru yükselmiş, dışı çıtır çıtır ve altın renginde, içi ise yumuşacık ve olması gerektiği gibi gözeneklere sahip. Olmazsa olmaz tereyağı ise buram buram mis gibi kokuyor. Kruvasanın yanında servis edilen yarım parça ev yapımı mandalina reçeli ise tereyağ kokusu ile muhteşem bir uyum yakalıyor. Aynı hamurun ortasına çikolata eklenerek farklı şekilde kesilerek, sarılan ‘Pain au chocolate’ veya badem ezmesi ile yapılan versiyonu da denemeye değer.
Her daim fırından çıktığı gibi azıcık dinlenip servis edildiğinde veya en fazla 1 saat beklemiş olanı makbul olduğundan, ben her gidişimde ne zaman çıktığını soruyorum. Çünkü bolca tereyağı yemeyi göze alacaksam ,taze olması şart. Çıtır çıtır kruvasan ve mandalina reçeli yanına ise bir kaç parça eskitilmiş cheddar peynirlerinden (eski kaşar yokmuş) istiyorum. Bu mükemmele yaklaşmış lezzeti tüm kruvasan severlere tavsiye ederim. Yanında çay mı yoksa bir amerikano mu alırsınız orası da size kalmış.